DerdiYoklar İkilisi
DerdiYoklar İkilisi, Ali Ekber Aydoğan (vokal-saz, gitar) ve İhsan Göğercin (davul-vokal) isminde iki müzisyen tarafından kurulmuş. İlk albümleri olan Şu Dünyanın Halkı 1979 yılında piyasaya çıkmış olmasına karşın DerdiYoklar, düğünlerde derneklerde de çalan bir grup olduğu için, kuruluşlarının daha eski bir tarihte olduğunu düşünüyorum.
‘80′ler Türkiye’sinin panoroması’ cümlesiyle başlayan bir giriş yapmamamın sebebi, hem daha sonra doğup hem de bugünün gözlükleriyle o zamana ait “elit entellektüel” yorumlarla ukalalık yapanlardan olmadığımdandır. Şalvara bak, ortama bak, puhaha derken ‘bu ne cüret!’ derler adama, ‘şu cüret’ diyemezsin sonra. Yakın geçmişte sıkışıp kalmış bir dönemi alıp başımın üzerine koymak da değil yapmaya çalıştığım. Sadece, müziği, mekandan ve zamandan (ve görüntüden) bağımsız olarak düşünmek, algılamak ve yorumlamak gerek diyorum. Bu açıdan bakınce bence DerdiYoklar gerçekten muhteşem bir grup.
İkili 80′lerin tüm özelliklerini taşıyor. Videoların düğünlerde çekilmiş olması, bu özelliklerin altını kalın kalın çizmiş, daha da güzel olmuş. Burada, 1984 yılında bir düğünde çekilmiş müthiş performanslarını izleyelim:
İhsan Göğercin‘in davula hakimiyeti inanılmaz. Bunu, solonun sonuna doğru kattığı Türk
motiflerinde daha da çok vurguluyor. Ali Ekber Aydoğan‘a diyecek laf yok zaten. Ama, benim en çok dikkatimi çeken sahne şovları oldu. Benim fikrimce Türk müziğinde yıllardır halledilememiş bir sorundur bu: Şarkıcı sahneye çıkınca çok kasılır; dışarıdan aldığı bazı takviyelerle kasılmayanlar da, KF1500 modunda doğru düzgün bir kompozisyon ortaya koyamaz. Dün akşam arkadaşlar ‘mutlaka izle’ dediklerinde, ağzımın bu kadar açık kalacağı aklımın ucuna bile gelmezdi. Önceden çalışıldığı belli olan bir gösterinin bu kadar doğal bir şekilde icra edilebileceğini düşünmezdim. Çaldıkları mekanın bir düğün salonu, dinleyicilerinse oraya düğün münasebetiyle gelmiş misafirler olduğu düşünülürse, normal olarak ilgisiz izleyiciler yüzünden motivasyonlarını hiç kaybetmemeleri de ayrıca takdire şayan. (Davul solo arası) :
Tahmin edersiniz ki, ikili hakkında, bahsettiklerimin ötesinde bir bilgi bulamadım, en ayrıntılısı bu sitede. En son DerdiYoklar İkilisi albümü 2005′e kadar geliyor. Ancak, anladığım kadarıyla, İhsan Göğercin belli bir tarihte gruptan ayrılmış. Bundan sonra Ali Ekber Aydoğan, daha çok saz ile türküler çalıp söylemiş.
Albüm isimleri de, ikilinin özgün tarzını ifade ediyor: DisKo Folk, Yaşasın Hayvanlar (1981), Öküz Çağı (1988), Hop Hop Dazlaklar (1989). Ben bu ikiliye psychedelic folk etiketini de yapıştırıyorum, dayanamıyorum.
Ben, Derdiyoklar‘ın tek olmadığına eminim. O zamanın teknolojik imkanları düşünüldüğünde video kamera alma lüksüne sahip biri tarafından kaydedilme sahip olmayan bir sürü grup olmuştur. (Bu kaydı yapan kişi, düğünü değil de grubu çektiği için, onun düğün kameramanı olmadığını düşündüm.) Kulağı açık olanlara sesleniyorum: Abinizin sünnet düğünü olsun, teyzenizin nişanı olsun, eski video kasetleri izlerken böyle şeyler bulursanız, lütfen üşenmeyin, herkesle paylaşın. Türk Müzik arşivine katkıda bulunmak gerek. Yalnız ben, bizdeki düğün kasetlerindeki müzikleri düşününce, üstteki çağrı bir komiğime gitti.
Şimdi de gelinin arkadaşlarını sahneye davet ediyoruz, çıs tak çıs tak. :)
Dipteki Not: Derdiyoklar bitişik olarak yazılıyor. İhsan Göğercin ise İhsan Güvercin olarak da geçiyor. Aramak isteyenler için.
Sonradan Not: Ali Ekber Aydoğan‘ın, içerisine DerdiYoklar İkilisi‘ni de alan, müzik hayatı hakkındaki açıklamasını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Madrugada
Bu grubu daha önce yazmayı planlıyordum. Ama neyi, nasıl yazacağımı bilemediğimden bugüne erteledim. Bunun nedeni grubun bestelerinden, vokalinden, sözlerinden ve enstrümanlarını kullanış biçimlerinden; velhasıl kendilerinden külliyen çok fazla etkilenmiş olmamdır sanırım. Zira kelimelerin kifayetsiz kaldığı hisler yaratıyorlar dinleyenin içinde.
Madrugada, bir kere vokalden çok şey kazanıyor. Ama, solistin solo projesi The Opposition’ı dinledikten sonra grubun diğer elemanlarının da, grubun başarısında en az vokal kadar katkıları olduğunu anladım –zira The Opposition bence pek başarılı değil. (Şarkıları vokal Sivert Hoyem’in web sitesinden dinleyebilirsiniz.) Ayrıca vokalin tipine de gıcık oldum biraz. Şarkılarını ilk dinlediğimde Jim Morrison falan gibi bir şey beklemiştim. Ama, adamın yüzünde kendini fazla beğenmiş, büyülü sesinin ağırlığını kaldıramayacak ve sadece bu nedenle efsane olamayacak bir ifade var. Kliplerinde kameraya baka baka şarkı söylemesinin, sitelere kendi kendini çektiği fotoğraflarını koymasının da böyle düşünmeme etkisi olmuştur tabi.
Bana çağrıştırdıkları arasında Tom Waits, Jeff Buckley, The Doors, Nick Cave, ve hatta Leonard Cohen bile var.
Madrugada, Norveçli bir grup. Grup elemanları ilk olarak 1993 yılında Abby’s Addiction
adıyla bir araya geldiler. 1995′te ise, İspanyolca gün batımı anlamına gelen Madrugada adını aldılar. Grup şu anda basta Frode Jacobsen, gitarda Robert Burås ve vokalde Sivert Høyem’den oluşuyor. Ama önceki yıllarında iki tane davulcu -Jon Lauvland Pettersen, Simen Vangen; bir tane de klavye/piyano -Mikael Lindqvist geçmiş grubun bünyesinden.
Madrugada ilk albümü olan İndustrial Silence’ı 1999 yılında piyasaya sürdü. Bu albümden özellikle Strange Color Blue haklı bir üne sahip, ama bu ün birkaç yıl Norveç içinde döneldi durdu, daha sonra dünyayı gezme kararı aldı. Bu albümden Shine isimli şarkı da benim en sevdiklerim arasında yer almakta. 2001’de çıkardıkları The Nightly Disease’nin alıp götüren şarkısı ise Black Mambo –ki grupla beni tanıştırdığı için özeldir kendisi. Hands Up I Love You da, Sivert Hoyem’in dualı/büyülü sesini daha yakından hissedebilmek için ideal. En bereketli zamanlarını yaşayan Madrugada, bir yıl sonra,2002’de Grit’le ülkemize de giriş yaptı. Yurdum insanı (daha ben değil), grubu, bu albümden Majesty parçasıyla – aşağıda klibi de var- tanıdı. Ama bir sonraki albümü için üç yıl beklemek zorunda kaldı. Peki beklediğine değdi mi? Evet. Çünkü 2005 Şubat’ında
piyasaya çıkan The Deep End öyle böyle değil, çok başarılı bir albüm. Hold on to You, zaman mekan tanımadan kulakları fethedecek şarkılardan. Stories from the Streets, Electro Vacuum, Sail Away gibi daha birçok gül gibi parça var albümde. Yine 2005’te Live at Tralfamadore albümlerinin de çıktığını hatırlatayım. Madrugada, canlı performansı çok güçlü bir grup. Resmi web sitelerine girdiğinizde çalmaya başlayan şarkı, bu albümden Strange Color Blue. Bu versiyonuyla şarkı, Doors’a çok sağlam bir selam çakmış. Grubu canlı izleme isteğim, bu şarkıyı da duyunca, doruğa vardı. Ekşi Sözlük‘te yazdığına göre, solist Sivert Hoyem, The Deep End albümünü “it’s about the feeling of not being in control, the sinking feeling, the deep end of the swimming pool (Bu kontrolden çıkmış olmakla ilgili bir duygu, batma duygusu, yüzme havuzunun derin sonu)” diye tanımlamış. (Beş dakika ara: Grit albümünden Majesty)
Madrugada’nın birçok fan sitesi. var. Bunlardan en ünlü ve İngilizce olanı şu anda heklenmiş durumda malesef. Legends and Bones ise grubun şarkı sözlerinin yayınlandığı bir hayran sitesi. Son albümleri piyasaya çıktığında, Radyo Eksen’den Gülşah Güray’ın yaptığı haberi de buradan okuyabilirsiniz. Yine Gülşah Güray’ın Sivert Hoyem’le 2005′te yaptığı söyleşiye buradan gidiliyor. (Bu söyleşiyi okuduktan sonra ilk gördüğümdeki gıcık olma durumum geçti sanki biraz. :)) Yukarıda var ama tekrar edeyim: Emi’nin bünyesinde yer alan resmi web siteleri, ve solist Sivert Hoyem’in solo çalışması The Opposition’a da buradan göz atabilirisiniz.Ve tabi Wikipedia.
Unutmadan belirteyim. Myspace’te Madrugada adından bir grup daha var -ki girip yanlışlıkla bunları dinlerseniz benim gibi şok olabilirsiniz. Bizim grubumuzun Myspace adresi We Are Madrugada. Öz Hakiki Madrugada da denebilir.
Madrugada’yı benim kadar çok beğenen, çok etkilenen olur mu bilmiyorum. Ama kesinlikle bir şansı hakediyorlar. Son olarak bir klip daha izleyelim. Yine Grit‘ten Ready‘ye komikli bir video. Sevgiler, saygılar, selamlar.


beni kimse anlamıyorculuk, ölümü sevmecilik gibi bana yapay gelen içerikte. Fragile‘la birlikte, sanırım o vakitler uyuşturucu bağımlılığından kurtulan ve iyi bir hayat alanına giren Reznor’ın yeni halini daha çok yansıtan; daha olgun ve oturaklı sözlere doğru yol almış. Tabi ki -iyi ki- sevgi kelebekliği yapıyor demek istemiyorum, yine karanlıktan göz gözü görmüyor. Ama o sağlam NIN felsefesi bu albümde yerini bulmuş. Müzik ise başından beri tutarlı; özgün, kaliteli ve ağır. 17 Nisan 2007′de piyasaya çıkacak olan ve bir garip tanıtım faaliyetleriyle çoktan konuşulmaya başlanmış Year Zero albümü için Trent Reznor’ın bütün söyleşilerde tekrar tekrar söylüyor: Year Zero, bildiğiniz NIN’den çok farklı oldu, her şeyiyle… (The Fragile’dan; The Wretched, The Fragile -live on Mtv aşağıda, Into the Void, The Way Out is Through şarkıları ne de güzel, pek de güzel.)
üniversiteye kadar burada yaşadı. Küçükken annesi ve babası boşandı, o da büyükannesi ve büyükbabasıyla yaşamaya başladı. 5 yaşında kendi kendine piyano çalmayı öğrenince, yaşlı çift bu çocukta bir haller olduğunu anladı ve müzik konusunda onu serbest bıraktı. Küçük şehirde olup da az buçuk aklı başında olan her normal insan gibi o da bir an önce Mercer’den çıkmak istiyordu. Küçük şehir, fışkırma ve kurtulma isteği konularında ben de aynı şeyi yaşadığım için Trent’i kendime çok yakın hissettiğimi belirteyim. Ama, ortaokul ve lisede saksafon ve tuba öğrendiğini, bir caz grubunda çaldığını, okuldaki tiyato oyunlarında Jesus Christ Superstar ve The Music Man‘de oynayarak büyük beğeni topladığını öğrenince, onun durumunun benden çok daha iyi olduğunu anladım. Ama hiç bozmadım, hala yakınız kendisiyle.
1983 yılında Trent liseden mezun olmuş, Allegheny Colage’de bilgisayar mühendisliği okumaya başlamıştı. Bir yıl sonra okulu bıraktı ve müzikle profesyonel olarak uğraşmak için Cleveland’a taşındı. Hemen işe başladı.
enstrümanları kendisi çaldı. Bu demo albüme
bilmediğim bir şeyi de yazamam. Yalnız, 1995′te, The Downward Spriral’ın remix albümü olarak
cızırtılar çözüldüğünde bir telefon numarısına ulaşıyormuşsunuz. Sağda, bu aletlerden birinden çıkan bir görüntü var. Sonra, turlarda dağıttıkları tişörtlerin üzerinde yazan bazı harflerden de bir telefon numarası çıkıyormuş. Birini arayınca albümden Survivalism’in klibini, diğerini arayınca Amerika’yla ilgili bir şeyi izliyormuşsunuz. Gördüğünüz üzere ben bu kısımlarıyla pek ilgilenmedim, yanlış bir şeyler söylüyor olabilirim yani. Ayrıca, bunlar zaten ortaya çıkmış şifreler olduğu için pek araştırmadım. Mesela -yine içinde bir takım şifreler bulunduğu söylenen- Survivalism şarkısının klibi şu anda Youtube’da ve hemen aşağıda: