Mart, 2007 için arşiv

DerdiYoklar İkilisi

Yayınlandı: 21 Mart 2007 Çarşamba / 80ler, anadolu folk, psychedelic folk, yerli

DerdiYoklar İkilisi, Ali Ekber Aydoğan (vokal-saz, gitar) ve İhsan Göğercin (davul-vokal) isminde iki müzisyen tarafından kurulmuş. İlk albümleri olan Şu Dünyanın Halkı 1979 yılında piyasaya çıkmış olmasına karşın DerdiYoklar, düğünlerde derneklerde de çalan bir grup olduğu için, kuruluşlarının daha eski bir tarihte olduğunu düşünüyorum.

’80’ler Türkiye’sinin panoroması’ cümlesiyle başlayan bir giriş yapmamamın sebebi, hem daha sonra doğup hem de bugünün gözlükleriyle o zamana ait “elit entellektüel” yorumlarla ukalalık yapanlardan olmadığımdandır. Şalvara bak, ortama bak, puhaha derken ‘bu ne cüret!’ derler adama, ‘şu cüret’ diyemezsin sonra. Yakın geçmişte sıkışıp kalmış bir dönemi alıp başımın üzerine koymak da değil yapmaya çalıştığım. Sadece, müziği, mekandan ve zamandan (ve görüntüden) bağımsız olarak düşünmek, algılamak ve yorumlamak gerek diyorum. Bu açıdan bakınce bence DerdiYoklar gerçekten muhteşem bir grup.

İkili 80’lerin tüm özelliklerini taşıyor. Videoların düğünlerde çekilmiş olması, bu özelliklerin altını kalın kalın çizmiş, daha da güzel olmuş. Burada, 1984 yılında bir düğünde çekilmiş müthiş performanslarını izleyelim:

İhsan Göğercin‘in davula hakimiyeti inanılmaz. Bunu, solonun sonuna doğru kattığı Türk13544 motiflerinde daha da çok vurguluyor. Ali Ekber Aydoğan‘a diyecek laf yok zaten. Ama, benim en çok dikkatimi çeken sahne şovları oldu. Benim fikrimce Türk müziğinde yıllardır halledilememiş bir sorundur bu: Şarkıcı sahneye çıkınca çok kasılır; dışarıdan aldığı bazı takviyelerle kasılmayanlar da, yüksekler modunda doğru düzgün bir kompozisyon ortaya koyamaz. Dün akşam arkadaşlar ‘mutlaka izle’ dediklerinde, ağzımın bu kadar açık kalacağı aklımın ucuna bile gelmezdi. Önceden çalışıldığı belli olan bir gösterinin bu kadar doğal bir şekilde icra edilebileceğini düşünmezdim. Çaldıkları mekanın bir düğün salonu, dinleyicilerinse oraya düğün münasebetiyle gelmiş misafirler olduğu düşünülürse, normal olarak ilgisiz izleyiciler yüzünden motivasyonlarını hiç kaybetmemeleri de ayrıca takdire şayan. (Davul solo arası) :


Tahmin edersiniz ki, ikili hakkında, bahsettiklerimin ötesinde bir bilgi bulamadım, en ayrıntılısı bu sitede. En son DerdiYoklar İkilisi albümü 2005’e kadar geliyor. Ancak, anladığım kadarıyla, İhsan Göğercin belli bir tarihte gruptan ayrılmış. Bundan sonra Ali Ekber Aydoğan, daha çok saz ile türküler çalıp söylemiş.

Albüm isimleri de, ikilinin özgün tarzını ifade ediyor: DisKo Folk, Yaşasın Hayvanlar (1981), Öküz Çağı (1988), Hop Hop Dazlaklar (1989). Ben bu ikiliye psychedelic folk etiketini de yapıştırıyorum, dayanamıyorum.

Ben, Derdiyoklar‘ın tek olm

adığına eminim. O zamanın teknolojik imkanları düşünüldüğünde video kamera alma lüksüne sahip biri tarafından kaydedilme sahip olmayan bir sürü grup olmuştur. (Bu kaydı yapan kişi, düğünü değil de grubu çektiği için, onun düğün kameramanı olmadığını düşündüm.) Kulağı açık olanlara sesleniyorum: Abinizin sünnet düğünü olsun, teyzenizin nişanı olsun, eski video kasetleri izlerken böyle şeyler bulursanız, lütfen üşenmeyin, herkesle paylaşın. Türk Müzik arşivine katkıda bulunmak gerek. Yalnız ben, bizdeki düğün kasetlerindeki müzikleri düşününce, üstteki çağrı bir komiğime gitti.

Şimdi de gelinin arkadaşlarını sahneye davet ediyoruz, çıs tak çıs tak. :)

Dipteki Not: Derdiyoklar bitişik olarak yazılıyor. İhsan Göğercin ise İhsan Güvercin olarak da geçiyor. Aramak isteyenler için.

Sonradan Not: Ali Ekber Aydoğan‘ın, içerisine DerdiYoklar İkilisi‘ni de alan, müzik hayatı hakkındaki açıklamasını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Reklamlar

Nine Inch Nails anlatılmaz yaşanır diyerek, yazıma burada son veriyorum. Ya da neyse, ben anlatayım yine de. Sonra artık yaşar mısınız, coşar mısınız bilmem.

[Burada, Halil Turhanlı’nın, Ütopyanın Sesleri kitabından, endüstriyel müziğin ne olduğuyla ilgili küçük bir bilgi alalım. Böylece, NIN’in karanlık havasını ve hangi etkiler altında ortaya çıktığını daha iyi anlaşılabilir:

“Damien Thompson, her yüzyıl sonunda kolektif bir panik yaşandığını, bunun sonunda insanoğlunun ruhunda inanç ve korkunun eş zamanda ve aynı ölçüde yoğunlaştığı saptamasında bulunuyor. (…) Bu yoğunluk, apokaliptik alt kültürler doğuruyor. Ve bunlar nihai bir hesaplaşma, bir ölüm-kalım savaşı için ileri atılıyorlar. Her biri kendi Armegeddon’una hazırlanıyor. Endüstriyel müzik, yirminci yüzyıl sonuna özgü bir apokaliptik alt kültürün, endüstriyel kültürün anlatımı. (…) Endüstriyel müzik kaynaklarını, tıpkı yüzyılın başında fütüristlerin yaptığı gibi, modern hayatın gürültüsünde, büyük şehrin uğultusunda (…) buluyordu.” Bu bilginin sonu.]

trent_baldurbragason_custom-e8040366c23d0710bdc28fd8827badab2110c15d-s6-c30Nine İnch Nails aslında bir tek-adam grubu olarak görülebilir. Çünkü grubun kurucusu, beyni, kalbi, böbreği vs. hep Trent Reznor. Bu yüzden, NIN anlatmak için Trent Reznor‘ı anlatmak gerekiyor. 1997 yılında Time Dergisi tarafından America’nın en çok etkilenilen 25 kişisinden biri seçilen; Marilyn Manson’ı keşfeden; kendisinden ilham alınarak, The Machinist filmindeki Trevor Reznik (Christion Bale) karakteri yaratılmış bir adamdan bahsediyoruz.

Önce ufak bir NIN profiliyle giriş yapayım: NIN, 1988 yılında Ohio Cleveland’da Trent Reznor tarafından kurulmuş bir grup. Yaptıkları müzik genel olarak alternatif, endüstriyel rock olarak tanımlanıyor. Bence endüstriyel metal de denebilir pekala. Şarkı sözleri, benim kendileriyle ilk tanıştığım albüm olan The Fragile‘a kadar metal müzik türünün genel eğilimi olan karamsar bir kendine dönüklük, beni kimse anlamıyorculuk, ölümü sevmecilik gibi bana yapay gelen içerikte. Fragile‘la birlikte, sanırım o vakitler uyuşturucu bağımlılığından kurtulan ve iyi bir hayat alanına giren Reznor’ın yeni halini daha çok yansıtan; daha olgun ve oturaklı sözlere doğru yol almış. Tabi ki -iyi ki- sevgi kelebekliği yapıyor demek istemiyorum, yine karanlıktan göz gözü görmüyor. Ama o sağlam NIN felsefesi bu albümde yerini bulmuş. Müzik ise başından beri tutarlı; özgün, kaliteli ve ağır. 17 Nisan 2007’de piyasaya çıkacak olan ve bir garip tanıtım faaliyetleriyle çoktan konuşulmaya başlanmış Year Zero albümü için Trent Reznor’ın bütün söyleşilerde tekrar tekrar söylüyor: Year Zero, bildiğiniz NIN’den çok farklı oldu, her şeyiyle… (The Fragile’dan; The Wretched, The Fragile –live on Mtv aşağıda, Into the Void, The Way Out is Through şarkıları ne de güzel, pek de güzel.)

Nine Inch Nails (dokuz inçlik tırnaklar) adının nerden geldiğiyle ilgili ise bir takım rivayetler mevcut: Birinsi, İsa’yı çarmıha germek için kullanılan dokuz inçlik çivilere nazire yapılmış olma olasılığı. İkincisi ise, Trent’in, Elm Sokağı Kabusu’nun çizgili tişörtlü katili Freddy Krueger’in ünlü tırnaklarından etkilenmiş olma olasılığı. Rivayet uydurmaktan birazcık daha mantıklı olan yapılıp da, ismi bulan ve koyan kişi Trent Reznor’a sorulduğunda ise tam Trentlik bir açıklama yapıyor (kerata): Kısaltınca çok güzel oluyordu! Meğer adam grubun adını direk NIN koyacakmış, bakmış kısaltma gibi duruyor, oradan bir şey uydurmuş. Ben bu açıklamadan bunu anlarım. Demek ki grubun adı No Isabel No, veya Norveçli İsmail Nalbant da olabilirmiş pekala. Ha, NIN’in, grubun adının ilk sözcüğü olan Nine’ın ilk üç harfi olduğunu da gözden kaçırmamak gerek.

Trent Reznor, 1965 yılında Pennsylvania’da, Mercer adlı küçük bir kasabada doğdu young013ve üniversiteye kadar burada yaşadı. Küçükken annesi ve babası boşandı, o da büyükannesi ve büyükbabasıyla yaşamaya başladı. 5 yaşında kendi kendine piyano çalmayı öğrenince, yaşlı çift bu çocukta bir haller olduğunu anladı ve müzik konusunda onu serbest bıraktı. Küçük şehirde olup da az buçuk aklı başında olan her normal insan gibi o da bir an önce Mercer’den çıkmak istiyordu. Küçük şehir, fışkırma ve kurtulma isteği konularında ben de aynı şeyi yaşadığım için Trent’i kendime çok yakın hissettiğimi belirteyim. Ama, ortaokul ve lisede saksafon ve tuba öğrendiğini, bir caz grubunda çaldığını, okuldaki tiyato oyunlarında Jesus Christ Superstar ve The Music Man‘de oynayarak büyük beğeni topladığını öğrenince, onun durumunun benden çok daha iyi olduğunu anladım. Ama hiç bozmadım, hala yakınız kendisiyle.

1983 yılında Trent liseden mezun olmuş, Allegheny Colage’de bilgisayar mühendisliği okumaya başlamıştı. Bir yıl sonra okulu bıraktı ve müzikle profesyonel olarak uğraşmak için Cleveland’a taşındı. Hemen işe başladı. The Innocent‘a klavyeci olarak katılarak, Livin’ in the Street adında bir albüm çıkardı; The Problems diye bir grupla Light of Day filminin sountrack’inde yer aldı. Tüm bunları yaparken Exotic Birds isimli yerel bir grupta da çalıyordu (1986). Ama Nine Inch Nails’ın temellerini attığı işi, bir müzik stüdyosundaki getir-götür işiydi!

Burada, stüdyonun sahibini kafaya alarak, iş çıkışı saatlerinde kendi şarkılarını kaydetti. Tabi, mesai dışı saatlerde tek başına olduğu için, maxresdefaultkayıtlarda hemen hemen bütün enstrümanları kendisi çaldı. Bu demo albüme Purest Feeling adını koydu. (1994’te Hawk Records tarafından tekrar yayınlandı.) Kendisine bir menajer bulup bu kayıtları birçok yapım şirketine gönderdi ve çoğundan da kabul aldı. En son TVT Records’la anlaşarak, demo üzerinde üç-beş değişiklikle, 1989 yılında Pretty Hate Machine adıyla NIN’in ilk albümü piyasaya çıkmış oldu. Bu albüm, Amerika’da Platin (Recording Industry Association of America- RIAA tarafından en az 1 milyon adet satan albümlere verilen ödül/sertifika) alan ilk bağımsız albümlerden biri oldu. Mayıs 2003 itibariyle bu ödül Triple Platinium oldu. (The Fragile arası. Live on Mtv.)

Reznor’un menajeriyle birlikte 1992 yılında kurdukları Nothing Records (2004’te kapandı) etiketiyle, aynı yıl Broken albümü piyasaya çıktı. Trent’in her zamanki sorunlu dönemlerinin en yoğun kısımlarına rastlayan bu albüm, kendisinin deyimiyle ‘a blast of destruction’ (yıkımın/infilakın gürültüsü) idi. 1994’te, NIN’in en fazla satan albümü ünvanını hala elinde bulunduran The Downward Spiral albümü yayınlandı. Nine Inch Nails’ın 90ların en etkilenilen gruplarından biri olmasının başlangıcı bu albümdü. Woodstock 94’te, her zamanki şatafatlı sahne performanslarının en büyüğünü gerçekleştirmişler, ana sahnede çıkan grubun bile (kim olduğunu hatırlayamadım, yazarım sonra) seyircilerini kapıp kendi önlerine koymuşlardı. 1995’te yılın en iyi rock şarkısı seçilen Hurt, bu albümdeydi. 1995 turnesinde, Trent, hastası olduğu David Bowie‘yle bu şarkıya düet yapmış, 2002’de yine kendisini çok etkileyen bir isim olan Johnny Cash‘le birlikte yine bu şarkıyı cover’lamıştı. Hemen dinleyelim/izleyelim:

Nine Inch nails’ın albümlerini takip etmek zor bir iş. Çünkü, bahsedettiğim ve etmeye devam edeceğim ana albümlerinin dışında daha birçok remix/ live/ konser hödösü/ turne bödösü diye albümler çıkarmışlar. (Yayınlanan tüm NIN metaryellerini, kafanız karışmadan, tablo olarak görmek için buraya tık.) Anladığım kadarıyla sınırlı sayıda basılan bu albümler diğerlerinin versiyonu, şusu busu diye çıkmış olsa bile -Trent Reznor’ın aklına ne zaman ne geleceği belli olmayan ve bu aklına gelenleri anında uygulayan karakterinden dolayı- özünde çok farklı olduğu söyleniyor. Bunlara girersem çıkamam, ki zaten bütününü bilmediğim bir şeyi de yazamam. Yalnız, 1995’te, The Downward Spriral’ın remix albümü olarak Further Down the Sprial isminde bir NIN albümü yayınlandığını, sırf bu albümün çok beğendiğim kapağını/görselini yazıya eklemek için tam burada söylerim.

Bu albümle zirveye çıktığını bilen Trent Reznor, benim fikrimce, “artık herkes benden çok fazla şey bekliyor (eh, tabi ki), acaba o kadarını yapabilir miyim (belli olmaz)” gibi normal sıkıntıları anormal kişiliğinin üzerine koyunca yazar tıkanması, uyuşturucu madde bağımlılığı ve çok bağlı olduğu büyükannesinin de ölümüyle ağır depresyon gibi hastalıklara yakalandı ve yeni albüm için aradan beş yıl geçmesi gerekti. 1999’da Nothing/Interscpoe Records etiketiyle iki CD’lik The Fragile piyasaya çıktı. NIN’e çok uygun bulduğum kapak tasarımını (ikinci resim) David Carson‘ın yaptığı albüm, The Downward Spiral kadar ses getirmemiş olsa da, benim gönlümün sultanıdır, bu böyle biline. Yazının başlarında pek sevdiğimi belirttiğim şarkıların yanında, kanlı/şiddetli/iğrençli videosu ses getiren bir şarkı da Starfuckers’dır -ki Trent’in bu şarkıyı arasının açık olduğu Marilyn Manson için yazdığı söyleniyor. Things Falling Apart ise bu albümün turnesinden sonra, 2000’de yayınlanmış remix albümü. Son olarak 2005 yılında piyasaya çıkan With Teeth, Trent’in alkolizmden ve giderek artan uyuşturucu madde bağımlılığından kurtulma savaşını anlatan bir albüm.

=Year Zero=

Sıra geldi Year Zero’ya. Ablamın maili sonucu Amerika’daki ilginç ve korkunç tanıtım faaliyetlerinden haberdar olduğum bu albüm, bana “NIN yaz” diyen dürtü oldu.

17 Nisan 2007‘de yayınlanacağı ilan edilen Year Zero için pazarlama stratejisi, bütün dinleyicileri içine alacak, adamı kafasından kaptığı gibi başka bir aleme taşıyacak, bol bol zeka ve dikkat kullandıracak bir şekilde oluşturmuş. . Alternate Reality Gaming (ARG) denen ve bütün dünyayı bir platform olarak kullanan oyun tarzını, içinde oyun olmadan gerçekleştirerek, halen devam eden sıkı bir tanıtım atağı yapmışlar. Benim anladığım kadarıyla her şey şifrelerin, göndermelerin, ayrıntıların toplanarak bütüne varılma çabasından oluşuyor. (Lost dizinde olduğu gibi.) Mesela, konser verdikleri mekanların tuvaletlerine, içerisinde acayip görüntü ve/veya seslerin olduğu usb drive bırakmışlar. Youtube vb. sitelerde bulabileceğiniz görüntüler buralardan yayılmış. Bunlardan biri, her seyredişimde beni ürkütmeyi başarabilen Year Zero tanıtım videosu. Hemen izleyelim:

Dün, The Fragile albümünden, çok sevdiğim The Wretched şarkısını, elimde şarkının sözlerinin yazılı olduğu kitapçıkla, dinliyordum. Ve şu sözleri okuyunca birden bir şifre bulduğumu düşündüm ve sizinle paylaşmak istedim:

“… the clouds will part and the sky cracks open/ and god himself will reach his fucking arm through/ JUST TO PUSH YOU DOWN/ JUST TO HOLD YOU DOWN — … bulutlar ayrılacak ve gök yarılacak/ ve Tanrı kendi lanet kolunu içeriye sokacak/ SENİ BASTIRMAK İÇİN/ SENİ AŞAĞIDA TUTMAK İÇİN.”
(Son cümleleri büyük harfle yazmamın nedeni, kapakta da öyle olması.)

Gördüğünüz gibi sözler direk yukarıdaki videoyu anlatıyor. Hatta, videodaki kolun Tanrı’nın kolu olarak düşünüldüğünü ve o uzanışın pek de dostça olmadığını anlatıyor. Tesadüf değil elbette. Ama bir şey çıkar mı bilemem.

Bu arada, 27 Şubat 2007’de NIN, Beside You In Time isminde (Halo 22), içerisinde bir sürü konser görüntüsü ve klibin olduğu bir DVD yayınlamış, haberiniz olsun.

Şifrelere devam edelim. Öncelikle I’m trying to Believe, Another Version of the Truth, Be the Hammer gibi sitelerden bu şifreler verilmeye devam ediliyor. Bence bu kadar çaba şimdiden işe yaramış görünüyor, zira insanlar birçok forumlarda (mesela) bunu tartışıyorlar.

Usb Drive’lardan çıkan bir başka şey ise bir ses kaydı. Bu da ayrıca ürkünç. İçindeki cızırtılar çözüldüğünde bir telefon numarısına ulaşıyormuşsunuz. Sağda, bu aletlerden birinden çıkan bir görüntü var. Sonra, turlarda dağıttıkları tişörtlerin üzerinde yazan bazı harflerden de bir telefon numarası çıkıyormuş. Birini arayınca albümden Survivalism’in klibini, diğerini arayınca Amerika’yla ilgili bir şeyi izliyormuşsunuz. Gördüğünüz üzere ben bu kısımlarıyla pek ilgilenmedim, yanlış bir şeyler söylüyor olabilirim yani. Ayrıca, bunlar zaten ortaya çıkmış şifreler olduğu için pek araştırmadım. Mesela -yine içinde bir takım şifreler bulunduğu söylenen- Survivalism şarkısının klibi şu anda Youtube’da ve hemen aşağıda:

Nine Inch Nails yazmaya bir yerde dur demek gerek. Yoksa NIN’le ilgili anlatacağım daha çok şey olabilir. Trent Reznor’ın, Tool‘la, A Perfect Circle‘la, Limp Bizkit‘le, Courtney Love‘la vs. lişkisi; kurucusu olduğu The Nothing Records‘un çalıştığı gruplar; ünlü bilgisayar oyunu Doom‘a olan tutkusu ve bir bilgisayar oyunları firması olan Id Software için yaptığı şarkılardan filan bahsedebilirdim. Ama sanırım bu kadar yeter. Şimdi, millet iyice şifre manyağı olmadan 17 Nisan’ın gelmesi için dua edelim.

Son olarak NIN, Year Zero tanıtımı için Myspace’i de etkin olarak kullanmış. Şifre avına çıkar mısınız bilemem ama, sözü geçen albümden dört adet şarkıyı grubun myspace adresinden dinleyebilirsiniz.

Herkese bol bol titreyen kulaklar temenni ederim, ehe.

Madrugada

Yayınlandı: 3 Mart 2007 Cumartesi / indie, pop, rock, yabancı

600full-madrugada

Bu grubu daha önce yazmayı planlıyordum. Ama neyi, nasıl yazacağımı bilemediğimden bugüne erteledim. Bunun nedeni grubun bestelerinden, vokalinden, sözlerinden ve enstrümanlarını kullanış biçimlerinden; velhasıl kendilerinden külliyen çok fazla etkilenmiş olmamdır sanırım. Zira kelimelerin kifayetsiz kaldığı hisler yaratıyorlar dinleyenin içinde.

Madrugada, bir kere vokalden çok şey kazanıyor. Ama, solistin solo projesi The Opposition’ı dinledikten sonra grubun diğer elemanlarının da, grubun başarısında en az vokal kadar katkıları olduğunu anladım –zira The Opposition bence pek başarılı değil. (Şarkıları vokal Sivert Hoyem’in web sitesinden dinleyebilirsiniz.) Ayrıca vokalin tipine de gıcık oldum biraz. Şarkılarını ilk dinlediğimde Jim Morrison falan gibi bir şey beklemiştim. Ama, adamın yüzünde kendini fazla beğenmiş, büyülü sesinin ağırlığını kaldıramayacak ve sadece bu nedenle efsane olamayacak bir ifade var. Kliplerinde kameraya baka baka şarkı söylemesinin, sitelere kendi kendini çektiği fotoğraflarını koymasının da böyle düşünmeme etkisi olmuştur tabi.

Bana çağrıştırdıkları arasında Tom Waits, Jeff Buckley, The Doors, Nick Cave, ve hatta Leonard Cohen bile var.

Madrugada, Norveçli bir grup. Grup elemanları ilk olarak 1993 yılında Abby’s Addiction adıyla bir araya geldiler. 1995’te ise, İspanyolca gün batımı anlamına gelen Madrugada adını aldılar. Grup şu anda basta Frode Jacobsen, gitarda Robert Burås ve vokalde Sivert Høyem’den oluşuyor. Ama önceki yıllarında iki tane davulcu -Jon Lauvland Pettersen, Simen Vangen; bir tane de klavye/piyano -Mikael Lindqvist geçmiş grubun bünyesinden.

Madrugada ilk albümü olan İndustrial Silence’ı 1999 yılında piyasaya sürdü. Bu albümden özellikle Strange Color Blue haklı bir üne sahip, ama bu ün birkaç yıl Norveç içinde döneldi durdu, daha sonra dünyayı gezme kararı aldı. Bu albümden Shine isimli şarkı da benim en sevdiklerim arasında yer almakta. 2001’de çıkardıkları The Nightly Disease’nin alıp götüren şarkısı ise Black Mambo –ki grupla beni tanıştırdığı için özeldir kendisi. Hands Up I Love You da, Sivert Hoyem’in dualı/büyülü sesini daha yakından hissedebilmek için ideal. En bereketli zamanlarını yaşayan Madrugada, bir yıl sonra,2002’de Grit’le ülkemize de giriş yaptı. Yurdum insanı (daha ben değil), grubu, bu albümden Majesty parçasıyla – aşağıda klibi de var- tanıdı. Ama bir sonraki albümü için üç yıl beklemek zorunda kaldı. Peki beklediğine değdi mi? Evet. Çünkü 2005 Şubat’ında MI0001976811piyasaya çıkan The Deep End öyle böyle değil, çok başarılı bir albüm. Hold on to You, zaman mekan tanımadan kulakları fethedecek şarkılardan. Stories from the Streets, Electro Vacuum, Sail Away gibi daha birçok gül gibi parça var albümde.Yine 2005’te Live at Tralfamadore albümlerinin de çıktığını hatırlatayım. Madrugada, canlı performansı çok güçlü bir grup. Resmi web sitelerine girdiğinizde çalmaya başlayan şarkı, bu albümden Strange Color Blue. Bu versiyonuyla şarkı, Doors’a çok sağlam bir selam çakmış. Grubu canlı izleme isteğim, bu şarkıyı da duyunca, doruğa vardı. Ekşi Sözlük‘te yazdığına göre, solist Sivert Hoyem, The Deep End albümünü “it’s about the feeling of not being in control, the sinking feeling, the deep end of the swimming pool (Bu kontrolden çıkmış olmakla ilgili bir duygu, batma duygusu, yüzme havuzunun derin sonu)” diye tanımlamış. (Beş dakika ara: Grit albümünden Majesty)

Madrugada’nın birçok fan sitesi. var. Bunlardan en ünlü ve İngilizce olanı şu anda heklenmiş durumda malesef. Legends and Bones ise grubun şarkı sözlerinin yayınlandığı bir hayran sitesi. Son albümleri piyasaya çıktığında, Radyo Eksen’den Gülşah Güray’ın yaptığı haberi de buradan okuyabilirsiniz. Yine Gülşah Güray’ın Sivert Hoyem’le 2005’te yaptığı söyleşiye buradan gidiliyor. (Bu söyleşiyi okuduktan sonra ilk gördüğümdeki gıcık olma durumum geçti sanki biraz. :)) Yukarıda var ama tekrar edeyim: Emi’nin bünyesinde yer alan resmi web siteleri, ve solist Sivert Hoyem’in solo çalışması The Opposition’a da buradan göz atabilirisiniz.Ve tabi Wikipedia.

Unutmadan belirteyim. Myspace’te Madrugada adından bir grup daha var -ki girip yanlışlıkla bunları dinlerseniz benim gibi şok olabilirsiniz. Bizim grubumuzun Myspace adresi We Are Madrugada. Öz Hakiki Madrugada da denebilir.

Madrugada’yı benim kadar çok beğenen, çok etkilenen olur mu bilmiyorum. Ama kesinlikle bir şansı hakediyorlar. Son olarak bir klip daha izleyelim. Yine Grit‘ten Ready‘ye komikli bir video. Sevgiler, saygılar, selamlar.