‘psychedelic folk’ Kategorisi için Arşiv

pid_58471Hayvanlar Alemi, 2000 yılından beri Ankara‘nın köşelerinde bucaklarında çalmalarına rağmen, malesef ilk kez İstanbullu Bant Dergi aracılığıyla tanıdığım bir grup. Çoğunlukla enstrümantal psychedelic/ deneysel/ folk müzik icra eden Hayvanlar Alemi‘nin şarkıları konuşmadan hikayeler anlatıyor, belli bir forma girmeden doğrudan kafa sesleri sunuyor, yankıyan ortamlarda pek de aydınlık olmayan duygular yaratıyor.

Son (-dan bir önceki) haliyle Hazar Mutgan, Işık Sarıhan, Özüm İtez ve Gökçe Başar‘dan oluşan grup, doğaçlama usulüyle 1999 yılında Ankara‘da müzik yapmaya başladılar. Gelenler gidenler oldu, kadro değişti ama grubun ‘deneysel’liği değişmedi. 2000 yılından itibaren yaptıkları müzikleri ev ortamında, kasetlere kaydetmeye başladılar. 2003 yılında Işık Sarıhan ve Özüm İtez sık sık Yüksel Caddesi‘nde çaldılar. (Ben muhtemelen o zaman da dinledim kendilerini.) Sonrasında bir süre Tenedos Cafe‘de çaldılar ve buradaki programlarından biri, üzerinde biraz oynanmış haliyle ilk demoları Bir‘i oluşturdu.

Başkentin çeşitli mekanlarında çaldıktan sonra, 2005 yılında Ankara’nın saykodelik/hayvanlar alemi nostalji deneysel müzik alanı Nefes Bar‘da sürekli ama düzensiz bir programa başladılar. Bu programlarda Hayvanlar Alemi‘nin müziği, saf doğaçlamadan ‘sınırlandırılmış doğaçlamalara ve bestelere’ evrildi. Burada seyirci ve mekanla etkileşim, hikaye anlatımları ve dekorasyon gibi öğeler belirdi. Ve aynı yılın haziran ayında, Bekçi isimli ikinci demolarını kaydettiler. Üçüncü ve albümden önceki son demoları ise, ilk iki demo kayıtların düzenlenmesi ve birleştirilmesiyle oluştu (toplama).

2006 yılının Aralık ayında çıkan Gaga isimli ilk albümün de ilginç bir kaderi var. Albümün kayıtları, dört kişilk kadro ile yapılır. İstanbul’daki ilk konserlerini, yine bu dört kişiyle Papilion‘da verirler. Ancak Hazar Mutgan ve Gökçe Başar’ın yüksek öğrenim için yurtdışına gitmeleri dolayısıyla Gaga‘nın çıkışıyla grubun dağılması bir olur. Muhtemelen bir daha -veya uzun bir süre- dört kişilik kadroyla dinleyemeyeceğimiz grubun sadık ikilisi Işık Sarıhan, Özüm İtez yeni albüm çalışmalarına başlamışlar bile.

gaga_04MK2 Yapımcılık etiketiyle piyasaya çıkan Gaga için yapım şirketinin yorumu ise şöyle: Grubun iki elmanı Ankara’dan ayrılmadan önce kaydedilen Gaga, Hayvanlar Alemi’nin dört kişilik orijinal kadrosunun yıllardır geliştirdiği saykodelik tınıyı, ucu açık yapılan ve grubun genel eğilimlerini bir albümde toplamaktadır. Albümüm çoğu, grubun kendiliğindenlik anlayışı bozulmadan, doğaçlama ya da yarı doğaçlama olarak, canlı çalınarak kaydedilmiş, birçok şarkı ve fikir stüdyoda geçirilen kısa sürede geliştirilmiştir. Bunun yanında, konuk vokalist Mehmet Öd’ün seslendirdiği Sırtlan Havası’nın da içinde bulunduğu birkaç parçayla, grubun alışık olmadığı bir alan olan vokal kullanımına da yer verilmiştir. Nepal’den ve Endonezya’dan birer şarkı ile belirginleşn ‘dünya müziği’ etkilenimleri, hayvanlar Alemi’nin yakın gelecekte ilerlemeye devam edeceği yöne de işaret etmektedir.

Grubun buraya koyabileceğim herhangi bir video kaydını bulamadım. Onun yerine sizin için tam buraya tekrar Myspace tıkını koyuyorum. Ben albümlerini, tek atışta Dost‘tan buldum, ama internetten almak isteyenler için de bu tıkı yerleştiriyorum. Benim gibi güzel kapak tasarımlarına meraklı, bir CD’yi tüm hacmi ve özgünlüğüyle elinde tutup sonra da arşivine koymak isteyen bir yapınız varsa bu albümü alın derim. O yuvarlak, aynalı aletin içerisindekiler içinse diyeceğimi dedim. Deneysel ve saykodelik müzikten hoşlananlar, belki bazen biraz fazla derine kaçmış bu müziği beğeneceklerdir.

Reklamlar

Nekropsi

Yayınlandı: 16 Nisan 2007 Pazartesi / etnik, indie, progressive, psychedelic, psychedelic folk, yerli

afis4-3i.jpg

On yılda bir çıkan albümleriyle, 19 Nisan’da, Nefes Bar‘da bir konserleri olacak. (Düzenleyen Dede Organizasyon [Ankara Psychedelic]). Yeni albümlerinin piyasaya çıkmasından beri zaten kendileri hakkında bir şeyler yazmak istiyordum. Hızlanmış oldu, iyi oldu.

Nekropsi, 1989 yılında İstanbul’da kuruldu. İlk kurulduğunda adı Necropsy idi. 1992’de kaydettikleri demo-albüm Speed Lessons Part I de bu ismi kullandılar. “Kadıköylü gençlerin yetenek gösterisi” olarak tanımlanan demo, o yılların asi gençlik müzik türü olan speed metal /trash tarzındaydı. Speed Lessons Part I, hem posta yoluyla, hem de yerel müzik marketlerde toplam 700 kopya sattı.

İnternetten her türlü bilgiye pat diye ulaşılamadığı, benim altımda kısa bir don olduğu ve de grup o zamanlar oldukça yerel olduğu için bu demoyu hiç dinlemedim. Hadi bugüne geldik, yazmadan önce dinleyeyim dedim. Yine bulamadım. Bu nedenle bu demo hakkında yorum yapamayacağım. Yalnız içindeki şarkıların isimlerini, bu kaynaktan öğrendiğim kadarıyla, paylaşabilirim tabi: The Pure, Honest Mind, Make me Melieve (?) ve Why Dodrums.

Grubun ilk kadrosu şöyleydi: Vokalde Cem Ömeroğlu, davulda Cevdet Erek, gitarda Erem Tanyeri ve basta Umut Gürbüz. Zamanla gitara Tolga Yenilmez, basa Cenk Turanlı geçti. Böylece Nekropsi, bütün elemanlarımızın isimleri ‘C’ harfiyle başlasın hayaline sadece bir adam uzakta bir duruma geldi. Üçüncü albümde Tolga’yı görmezseniz şaşırmayın, ehe.

Nekropsi, tıbbi/adli vb. bir terim olan necropsy‘den geliyor. En kısa ve bodoslama anlatımıyla nekropsi, bildiğimiz otopsi demek. Yalnız nekropsi, hayvanlar üzerinde uygulanıyor. Sözcüğün eski Yunanca tam karşılığı ise “ceset /ölü beden görmek”. 90’ların metal müziğinin ölüm, ceset, kan sevdalısı çocuklarının koyacakları türden bir isim. Ama şu anda grup, benim kafamdaki Nekropsi sözcüğüne çok güzel anlamlar yüklemiş durumda.

Speed Lessons Part I‘ın üzerinden dört yıl geçti. 1996’dayız. Ada Müzik‘in desteğiyle grubun ilk resmi albümü “Mi Kubbesi” piyasaya çıktı. Bu ismin hikayesi ise şöyle: Albümün tamamlanmasına yakın Cevdet Erek, kapak için küçük bir öykü yazıyor. Öyküde, bir grup insan bir sabah uyanıyor ve kendilerini dev bir kubbenin altında buluyor. Bir yerlerden de, çok yüksek seste bir ‘mi’ sesi geliyor. Herkes bu sesin kaynağını bulmak ve onu susturmak için elinden geleni yapıyor. Yalnız fark ediyorlar ki, bu ses arada sırada kesildiğinde, kubbe de ortadan kayboluyor ve bunlar boşlukta öylece kalakalıyorlar. Buradan, bu sürekli bir biçimde devam eden ‘mi’ sesinin bir şekilde, hem kubbenin hem de kendilerinin varlığıyla sıkı bir ilişkisi olduğunu keşfediyorlar. Ve sonunda ‘mi’nin kaynağını buluyorlar: Kendileri!
(Kaynak, Cevdet Erek’in buradaki röportajı. Umarım doğru anlatabilmişimdir.)

Mi Kubbesi‘yle Nekropsi– Speed Lessons’ın tarzından uzakta- etnik, psychedelic, progressive olarak adlandırabileceğimiz bir aleme kaydı. Yalnız, sert altyapıları grubun, aynı tarzı icra eden gruplardan (ki o ara sayıları fazla değildir eminim) farklılaşmasını sağladı. Öyle ki, çoğu enstrümental olan şarkıları dinlerken, bir dönemin asi gençlerini oldukça etkileyen metal müziğin, ülkem haritasının renklerinden biri olarak eklendiğini hissediyorsunuz. Belki de önceden çok sert olduklarını bilince böyle bir şey hissetmeniz gerektiğini hissediyorsunuzdur, bilemeyeceğim artık. Velhasıl Nekropsi, kelimenin tam anlamıyla ‘acayip’ bir grup. Batının deneysel -progressive etkileri onlarda; doğudan Fars – Arap, Türk ezgileri onlarda; güzel güzel devam ederken hop oraya hop buraya zıplayan şarkılar onlarda… Padişahın, sabaha kadar soyup soyup tenine ulaşamadığı masal prensesi gibi.

Nekropsi, 1998’de, Robert Plant ve Jimmy Page‘in bulunduğu mini Led Zeppelin İstanbul konserinde, alt grup olarak sahneye çıktı. Arada eminim başka konserleri de olmuştur ama benim bildiğim 2005’te ODTÜ MT Müzik Günleri’nde sahneye çıktığı.

Aradan yıllar geçiyor fekat Nekropsi yeni bir albümle ilgili tek bir sinyal vermiyordu. Bir ara grubun dağıldığı söylentileri dolaştı ortalıkta. Halbuki Nekropsi bir organizmaydı, dağılamazdı. Olsa olsa uzuvlarından bazıları askere filan giderdi, ama mutlaka geri dönerdi.

Yeni albüme geçmeden Mi Kubbesi’nden bir şarkı dinleyelim: Çarşı

Sayı 2: On Yılda Bir Çıkarm_081657b77f98d42dcedcf8b6ccf201bb.jpg

Bu albümü henüz edinemedim. Hakkında okuduğum yazılardan, eski Nekropsi hayranlarının bu albümle pek hoşlaşmadığı yönünde bir izlenim edindim. En iyisi bilen birini dinlemek:

(11.03.2007 Hilmi Tezgör, Radikal.)

“Albümün gün ışığına çıkan ilk şarkısı, Papa’nın Türkiye ziyaretinin kesinleşmesinden önce yazılmış olan ‘Die Neue Papa’ idi. Dans ritimleri ve melodisiyle, bir kere dinlenmesi bile akılda kalmaya yeten şarkı, yıllar sonra bu albümün hafızalardaki sembolü olacak. Belçikalı grup Front 242 ya da Alman üçlü Deutsch Amerikanische Freundschaft gibi endüstriyel-dans gruplarını da andırıyor ‘Die Neue Papa.’ Lakin albümün ilk şarkısı, “Gelmekte olan devrim halka yavaşa yavaş sevdiriliyordu” diye başlayan ve Latin alfabesine geçişi kendine has bir tarzda anlatan ‘Harf Devrimi’. Beste özellikle gitar ve davullarıyla dikkat çekici. Şu an okuduğunuz gazetede çıkan üç haber başlığından oluşturulan kolajla dile gelen ‘Erciyes Şokta’, Nekropsi’nin ‘progressive’ damarını hissettiren harika bir şarkı. Grubun dinleyicileri ‘Foklar’ şarkısıyla ise 10 yıl öncesine gidecek ve ‘Mi Kubbesi’nin ikinci şarkısı ‘Fok’u hatırlayacaklar: “Halklar toparlanın/Derhal yakınlaşın…” ‘Baba’ isimli şarkıda aslında albümün bütününe hakim olan sadelik var ama dinlendikçe bu sadeliğin hiç de sığ olmadığı ortaya çıkıyor. Albümün gizli mücevheri ise bence ‘Ebo’. Brenna McCrimmon, Sumru Ağıryürüyen ve Güzin Yenilmez gibi konukların birkaç dizelik vokalleri dışında son derece atmosferik, hüzünlü, şahane bir enstrümantal ‘Ebo’. Kapanışta ise sadece ‘Bağlama’ ve zil var, vokal yok. Önemli bir bilgi daha: Kurban grubundan tanıdığımız Kerem Tüzün bu albümde Nekropsi’nin kadrosunda yer alıyor.”

Sayı 2: On Yılda Bir Çıkar‘dan iki şarkıyı (Harf Devrimi ve Erciyes Şokta), grubun Myspace sayfasından dinleyebilirsiniz.

Birkaç yıl önce bir arkadaşımın albümünü getirip ısrarla dinletmesi sonucu- biraz geç de olsa- farkına vardığım Nekropsi, ‘yeni kapılar açan’ her grup gibi şimdiden efsane olmuş durumda. Yeni albümü veya gelecektekileri bilmiyorum ama, Nekropsi‘nin müziğe yaklaşımı böyle yenilikçi olduğu sürece öyle de kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

Sonradan notlar (26 Nisan 07):

İkinci albüm sonunda elimde. Dost’a sorduğumda kalmadığını söylemişlerdi. İki gün sonra ise doğumgünü hediyem olarak elimdeydi! (Teşekkürler Erkut.) Albümün ismi bahsettiğim gibi “Sayı 2: On yılda Bir Çıkar” değil. Sadece Nekropsi. O başlığı sanırım tanıtım faaliyetlerinde kullanıyorlar. Ayrıca Hilmi Tezgör‘ün bahsettiği gibi, bu albümün baslarını Cenk Turanlı yerine Kurban‘dan tanıdığımız Kerem Tüzün çalmış. (Kerem Tüzün’ün bas gitarda gerçekten sağlam bir ‘tarz’ı var. Dinlerken onun çaldığını hissediyorsunuz.)

Albüme gelince… Genel kanım gayet olumlu. Mi Kubbesi‘ni çok seven biri olarak bu albümü de beğendim. Yalnız, aradan geçen on yılda birçok şeyin değişmiş olduğunu da söylemek gerek. İki albümü karşılaştırmak gerekirse, en başta göze çarpan vokallerin varlığı. Ancak vokalin hemen her şarkıda geride tutulmuş olması ve sözlerin müziğin tamamlayıcısı olarak kullanılması dolayısıyla bu durum, yeni albümü yorumlarken benim için çok belirleyici değil.

İkincisi, yeni albümde, Mi Kubbesi‘ne göre ‘folk’tan uzaklaşmış, Doğu ezgilerini daha az kullanan bir Nekropsi var karşımızda. Albümün biraz puan kaybettiren özelliği belki de bu olmuştur. Ayrıca, CD’yi takıp da dinlemeye başladığınızda kulakta ilk hissedilen hava 9o’ların deneysel müzik havası oluyor. Son olarak, birçok şarkının altında duyulan davul-gitar ritmi birbirine çok benzer olduğu için dakikalar süren bir tek şarkı dinlediğinizi düşünüyorsunuz. Hani King Crimson vb. grupların, uzun uzun sürüp de genelinde birkaç ayrıntı ortak paydayla birleştirilmiş şarkıları vardır ya, onlar gibi. Kötü mü? Bence hiç de değil. Hepsi de aynı delilikte. Kolay dinlenir olsun diye bütün bir şarkıyı bölmüş de olabilirler hakikaten.

Albüm kapağı Mi Kubbesi‘ne göre oldukça iyi bence. Zira Mi Kubbesi‘nin kapağı bana hep sanki korsan CD almışım da renkli fotokopi çektirmişim gibi gelirdi. Üçe katlanmış kartondan oluşan kapak ve metinlerin tasarımı Cevdet Erek‘e ait. Kapak fotoğrafı ise 1987 yılından bir Rumeli Hisarı manzarası, Aysel Erek‘ten. CD üzeri ise bilerek Mi Kubbesi‘ne benzetilmiş gibi. Siyah zemin üzerinde daire oluşturacak şekilde şarkı isimleri yazılmış. On yılda bir albüm çıkarınca millet unutmuştur diye düşünmüşlerdir, ehe.

Benim genel görüşüm albümün ‘hiç de fena olmadığı’ yönünde. 1993-2006 yılları arasında yazılmış şarkılardan oluşan ikinci albümüyle Nekropsi‘nin, hayranlarını hayal kırıklığına uğrattığını düşünmüyorum. Bir de o konserler var ki, of of! 19 Nisan Nefes konseri yorumlarımı yandaki başka bölümünden veya buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. (Yakında)

DerdiYoklar İkilisi

Yayınlandı: 21 Mart 2007 Çarşamba / 80ler, anadolu folk, psychedelic folk, yerli

DerdiYoklar İkilisi, Ali Ekber Aydoğan (vokal-saz, gitar) ve İhsan Göğercin (davul-vokal) isminde iki müzisyen tarafından kurulmuş. İlk albümleri olan Şu Dünyanın Halkı 1979 yılında piyasaya çıkmış olmasına karşın DerdiYoklar, düğünlerde derneklerde de çalan bir grup olduğu için, kuruluşlarının daha eski bir tarihte olduğunu düşünüyorum.

’80’ler Türkiye’sinin panoroması’ cümlesiyle başlayan bir giriş yapmamamın sebebi, hem daha sonra doğup hem de bugünün gözlükleriyle o zamana ait “elit entellektüel” yorumlarla ukalalık yapanlardan olmadığımdandır. Şalvara bak, ortama bak, puhaha derken ‘bu ne cüret!’ derler adama, ‘şu cüret’ diyemezsin sonra. Yakın geçmişte sıkışıp kalmış bir dönemi alıp başımın üzerine koymak da değil yapmaya çalıştığım. Sadece, müziği, mekandan ve zamandan (ve görüntüden) bağımsız olarak düşünmek, algılamak ve yorumlamak gerek diyorum. Bu açıdan bakınce bence DerdiYoklar gerçekten muhteşem bir grup.

İkili 80’lerin tüm özelliklerini taşıyor. Videoların düğünlerde çekilmiş olması, bu özelliklerin altını kalın kalın çizmiş, daha da güzel olmuş. Burada, 1984 yılında bir düğünde çekilmiş müthiş performanslarını izleyelim:

İhsan Göğercin‘in davula hakimiyeti inanılmaz. Bunu, solonun sonuna doğru kattığı Türk13544 motiflerinde daha da çok vurguluyor. Ali Ekber Aydoğan‘a diyecek laf yok zaten. Ama, benim en çok dikkatimi çeken sahne şovları oldu. Benim fikrimce Türk müziğinde yıllardır halledilememiş bir sorundur bu: Şarkıcı sahneye çıkınca çok kasılır; dışarıdan aldığı bazı takviyelerle kasılmayanlar da, yüksekler modunda doğru düzgün bir kompozisyon ortaya koyamaz. Dün akşam arkadaşlar ‘mutlaka izle’ dediklerinde, ağzımın bu kadar açık kalacağı aklımın ucuna bile gelmezdi. Önceden çalışıldığı belli olan bir gösterinin bu kadar doğal bir şekilde icra edilebileceğini düşünmezdim. Çaldıkları mekanın bir düğün salonu, dinleyicilerinse oraya düğün münasebetiyle gelmiş misafirler olduğu düşünülürse, normal olarak ilgisiz izleyiciler yüzünden motivasyonlarını hiç kaybetmemeleri de ayrıca takdire şayan. (Davul solo arası) :


Tahmin edersiniz ki, ikili hakkında, bahsettiklerimin ötesinde bir bilgi bulamadım, en ayrıntılısı bu sitede. En son DerdiYoklar İkilisi albümü 2005’e kadar geliyor. Ancak, anladığım kadarıyla, İhsan Göğercin belli bir tarihte gruptan ayrılmış. Bundan sonra Ali Ekber Aydoğan, daha çok saz ile türküler çalıp söylemiş.

Albüm isimleri de, ikilinin özgün tarzını ifade ediyor: DisKo Folk, Yaşasın Hayvanlar (1981), Öküz Çağı (1988), Hop Hop Dazlaklar (1989). Ben bu ikiliye psychedelic folk etiketini de yapıştırıyorum, dayanamıyorum.

Ben, Derdiyoklar‘ın tek olm

adığına eminim. O zamanın teknolojik imkanları düşünüldüğünde video kamera alma lüksüne sahip biri tarafından kaydedilme sahip olmayan bir sürü grup olmuştur. (Bu kaydı yapan kişi, düğünü değil de grubu çektiği için, onun düğün kameramanı olmadığını düşündüm.) Kulağı açık olanlara sesleniyorum: Abinizin sünnet düğünü olsun, teyzenizin nişanı olsun, eski video kasetleri izlerken böyle şeyler bulursanız, lütfen üşenmeyin, herkesle paylaşın. Türk Müzik arşivine katkıda bulunmak gerek. Yalnız ben, bizdeki düğün kasetlerindeki müzikleri düşününce, üstteki çağrı bir komiğime gitti.

Şimdi de gelinin arkadaşlarını sahneye davet ediyoruz, çıs tak çıs tak. :)

Dipteki Not: Derdiyoklar bitişik olarak yazılıyor. İhsan Göğercin ise İhsan Güvercin olarak da geçiyor. Aramak isteyenler için.

Sonradan Not: Ali Ekber Aydoğan‘ın, içerisine DerdiYoklar İkilisi‘ni de alan, müzik hayatı hakkındaki açıklamasını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Gevende

Yayınlandı: 28 Şubat 2007 Çarşamba / deneysel, psychedelic folk, yerli

Gevende, 2000 yılında Eskişehir’de kurulmuş, psychedelic folk türünde müzik yapan, çok sevimli elemanları olan bir grup. İsmini ben ilk kez 10. Roxy Müzik Günleri birinciliğiyle duydum. Tek bildiğim Eskişehir’den olduklarıydı. Çünkü o sene Ankaralı gruplardan birincilik bekliyorduk. (RUJ üçüncü olmuştu yanlış hatırlamıyorsam.) İsimleri ve yaptıkları müzik çok hoşuma gitmesine rağmen sonrasında çok takip etmedim. Meğer bu arada H2000, Zeytinli Rock, Barışa Rock festivallerinde ve daha birçok mekanda/ortamda boy gösterip hayran toplamışlar. Grup şu insanlardan oluşuyormuş: Ahmet K. Bilgiç (ses-gitar), Ömer Öztüyen (viola), C. Ömer Uygan (trompet), Okan Kaya (bas gitar- cümbüş- ses), Gökçe Gürçay (davul, tencere, tava, damacana).

Buyurun önce son zamanlarda (2 Şubat’tan itibaren) MTV Türkiye’de Exclusive olarak yayınlanan, Nayu adlı şarkıya çektikleri muhteşem klibi izleyelim:

Klibi Burcu Ürgüt ve Denizcan Yüzgül birlikte hazırlamışlar.

“Ne diyor bunlar abidik gubidik” demeyin. Sözlerin tamamı tersten okunmuş. Klip de, albüm de daha çok yeni olduğu için sözlerini netten bulamadım. Bir manyak dinleyip hepsini yazabilir, tersine de çevirebilir tabi. (Mesela ben.) CD’sini henüz almadım. Son CD alışverişimde, mağazaya girişimden kasaya kadar elimdeydi. Son anda Replikas’ın Avaz‘ını almaya karar verdim. Ama Gevende’nin de evime girmesi yakındır.

Sosyomat‘ın Gevende sayfasından bir kişi, Gevende’nin Nayu şarkısı için MTV Türkiye’ye yaptığı açıklamayı paylaşmış:

“…1999-2000 yıllarında Eskişehir’de hepimiz öğrenciyken kurduğumuz grubumuz zamanla kendini geliştirdi. Şimdi birimiz hariç mezun olduk. Birçok uluslararası ve ulusal festivalde sahne aldık. 2003’ten itibaren kendi şarkılarımızı yapmaya başladık. Aranjmanını ilk yaptığımız şarkı Nayu oldu. Başta söz yoktu, enstrümantaldi. Sonra bu şarkının söze ihtiyacı olduğunu düşündük, bir boşluk vardı sözsüzken. Sözleri yazıp ilk kaydı yaptık bilgisayarımıza. Gerçekten berbat olmuştu. Sonra sözleri tersten okuyarak kaydettik ve işte şimdi oldu dedik. Şarkının atmosferini tamamlamıştı…”

Bayılıyorum kuralları olmayanlara!

Gevende’nin çok beğendiğim sitesi dışında bir de bloğu var. Uzakdoğu’ya yaptıkları seyahatler, bu seyahatlerde tanıştıkları/gördükleri insanlar, çaldıkları sokaklar ve daha birçok ayrıntı mutlaka okunmalı.

Peki acaba Gevende ne demek? Gevende, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde çalgıcı anlamına gelen bir sözcük. Son gittiğim filmlerden biri olan Beynelmilel‘de gevende neymiş, ne değilmiş çok güzel anlatılıyor.

Grubun birkaç şarkısını Myspace adreslerinden dinleyebilirsiniz.

Kapanışı Gevende‘nin 18 Kasım 2006’da Peyote‘de gerçekleştirdiği müthiş canlı performansla yapayım. (Bu şarkı kendilerinin midir bilmiyorum. Çok çok beğendim.)

Bir dahaki kulak çarpıntısında görüşmek ümidiyle, esenle kalın.